Yüksek Katma Değerli Ürünlerde Markalaşma

Katma Değer
1.683

Yüksek Katma Değerli Ürünlerde Markalaşma

29 Ekim 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. kuruluş yıldönümü olan 2023 senesine gelindiğinde, dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisinden biri olma, kişi başına milli gelirde25.000 Dolara ulaşma, 500 milyar Dolar ihracat yapabilme, dünya piyasalarında yer bulabilen “Türk Malı” otomobilin üretilebilmesi gibi birtakım hedeflerin yer aldığı “Vizyon 2023” belgesi, 2011 yılında açıklanmıştı.

2015 yılı itibarıyla Türkiye’nin Gayri Safi Yurt içi Hasılası cari fiyatlarla yaklaşık 1,954 trilyon TL (720 milyar Dolar), kişi başına milli geliri 9261 Dolar, ihracatı da yaklaşık 144 milyar Dolar olarak gerçekleşmiştir (TUİK, 2016).1,2 Yukarıda sözü geçen hedeflere ulaşılabilmesi için her yıl düzenli olarak yaklaşık en az %10’luk bir büyümenin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu da 2023 hedeflerine ulaşabilmenin zorluğunu ortaya koymaktadır. Kalan 7 yılda, her yıl bu kadar büyük oranda büyümenin sağlanabilmesi ve ihracatın artırılabilmesi, ancak yüksek katma değerli ürünlerin ve bunları üreten markaların ortaya çıkması, dünya piyasasında yer alması, ithalatı azaltıp ihracata yön vermesiyle mümkün olabilecektir. Ancak, 2023 hedeflerine kadar yaklaşılabildiği de bir başarı ölçütü olacaktır.

Yüksek Katma Değerli Ürün

Katma değer, belli bir ürünün (mal veya hizmet) satış fiyatından, o ürünü meydana getirmek için başkalarından satın alınan girdilerin bedeli düşüldükten sonra kalan miktara verilen addır. Bu bakiye; kâr, kira, faiz ve ücret talep edenler arasında bölüşülmektedir. Katma değeri tersten tanımlamak gerekirse, “satılmış ve parası alınmış” bir ürünün satış fiyatı içindeki kâr, kira, faiz ve ücretler toplamıdır denebilir. Bu toplam da net katma değeri tanımlamakta.

Yüksek katma değerli ürünlerin önemi son yıllarda daha çok ortaya çıkmış olup her platformda bu önem vurgulanmaya başlanmıştır. Zira, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Eski Bakanı Sayın Fikri Işık da, bir ton demirin, bir i-Phone etmediğini, bu tablonun bizim Ar-Ge, inovasyon ve katma değeri yüksek ürünler alanında gelişmemiz gerektiğine bir işaret olduğunu, bu amaçla ilk adımın atıldığını, TÜBİTAK’ın yerli cep telefonu geliştirilmesi amacıyla çağrıya çıktığını ve bu çağrıyla destek verilen özel sektör firmaları tarafından tüm alt bileşenleri yerli olan akıllı telefon geliştirilmesi çalışmasına başlandığını ifade etmişti.

Ege Cansen’in yüksek katma değerli ürünlerle ilgili şu görüşü dikkate  değerdir: ”Televizyon, yükte hafif pahada ağır bir üründür. Çimento ise tersidir. Televizyonun satış fiyatı içinde katma değer çoktur. Çimentoda azdır. Soru şu: Türkiye bunlardan hangisini ihraç ederse daha fazla milli gelir yaratmış olur?

Cevap, hangi ürünün satış fiyatı içinde daha yüksek milli katma değer varsa, onun ihracatı milli geliri daha fazla artırır. Yani içinde daha yüksek katma değer olan televizyon, eğer içinde çok miktarda ithal parça varsa, bu cihazı ihraç etmek, çimento ihraç etmeye göre daha fazla katma değerli ürün ihraç edilmiştir anlamına gelmez. Hangi ürünün katma değeri yüksektir sorusunun kestirme cevabı şudur: Hangi ürünün üretimi, ham madde tedarikinden, nihai kullanıcının eline geçinceye kadar daha çok sayıda ve daha yüksek ücretli insana iş imkânı yaratıyorsa odur”

Bu görüşü destekleyen başka bir veri de Amerika Birleşik Devletleri markası olan Apple’ın ürettiği “i-Phone” adlı akıllı telefon markasının üretim sürecidir. “i-Phone” üretim sürecinde Apple haricinde 9 firma rol oynamaktadır. Bu firmalar ABD, Almanya, Japonya, Kore ve Tayvan firmaları.

Yüksek katma değerli ürünlerde markalaşma süreci oldukça zor, meşakkatli ve pahalı bir süreçtir. Bu zor aşamaları geçtikten sonra, karşılaşılan en önemli sorun ise pazarda tutunabilmek…

1960’larda dünyanın en fakir ve yardıma muhtaç ülkelerinden biri konumunda olmasına rağmen bugün dünyadaki ihtiyaç sahibi bölgelere yardım gönderen, kişi başına millî gelirini 30 bin Doların üstüne çıkaran Kore’nin gerçekleştirdiği mucizesinin temelinde yatan unsurlardan en önemlisi, Kore halkının ülkelerine olan bağlılığı ve milliyetçilikleridir. Koreliler milliyetçi yanlarını ticarete yansıtmakta ve yerli şirketlerin ürünlerini tercih etmektedirler. Seul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Tae Gyun Park bu tavrın da olumsuzluklara yol açtığını belirterek Korelilerin artık yabancı markaları da tercih etmesi gerektiğini, çünkü sadece Kore markası kullanıldığı zaman yerli markaların rehavete kapıldığını ve ‘halk ne üretsek alıyor’ anlayışı ile kendilerini geliştirme ihtiyacı hissetmediklerini ifade etmektedir.

Görüldüğü üzere, başka milletler kendi ürettikleri ürünlere o kadar bağlıdırlar ki, artık rehavete kapılmaktan şikâyet edilir hale gelinmiştir. Türkiye’de de, ilköğretim çağından üniversiteye kadar her eğitim kademesinde insanlara bunun önemi anlatılıp, her kademede, her platformda yerli ürün ve markaların kullanılmasına yönelik, topyekûn bir bilinçlenmeyi içeren yoğun çalışmaların yapılması hayati bir öneme sahiptir.

Zira, Türkiye’nin ilk yerli otomobili olarak gösterilen “Devrim” üretildiği zaman iç talep beş bini, Türkiye’de seri üretimi yapılan ilk otomobil olan Anadol üretilmeye başlandığında, iç pazar yüz bin rakamını geçmez iken şuanda bu rakam 1 milyona dayanmıştır.

Aynı şekilde akıllı telefon pazarı da yaklaşık 12 milyon olarak ifade edilmektedir. Risk alıp, bu alanlarda yatırım yapan firmalara milletçe sahip çıkıldığı sürece, sadece iç pazarımız bile yerli firmalar için oldukça cazip imkânlar sunmaktadır.

İbrahim YALINKILINÇ / Sanayi ve Teknoloji Uzmanı/Uzmanlık Tezi

Yeni yazılardan ve güncellemelerden hemen haberdar olmak için bildirimlere abone olun

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.