“Sadece bir kuşağı değil, yüzyılı kaybediyoruz!”
— Prof. Dr. Selçuk Şirin
Bu ifade, Türkiye’deki gençlik krizinin derinliğini yalnızca bir uyarı değil, bir toplumsal teşhis olarak ortaya koyuyor. Bugün Türkiye’de yaklaşık 5 milyon genç, ne okulda ne de işte yer alıyor. Bu gençler artık istatistiksel bir kategori olmaktan çıkıp, sosyal dokunun dışına itilmiş “ev gençleri” olarak adlandırılıyor. Ekonomik sistemin, eğitim politikalarının ve toplumsal yapıların dışında kalan bu gençler; yalnızca üretimden değil, gelecekten de kopmuş durumda. Bu cümle, Türkiye’deki gençlik krizi hakkında söylenmiş en keskin ifadelerden biri.
Son yıllarda Türkiye’de gençlik deyince akla yalnızca üniversite sınavına hazırlananlar, yurtdışına çıkmak isteyenler ya da sosyal medyada içerik üretenler gelmiyor. Gittikçe artan bir genç grubu ise ne eğitimde ne istihdamda yer alıyor. Bu gençler, artık literatürde “NEET” (Not in Education, Employment or Training) olarak değil, halk arasında giderek daha fazla kullanılan “ev gençleri” olarak tanımlanıyor. Peki kimdir bu ev gençleri? Neden ne çalışıyorlar ne de okuyorlar?
Sayısal olarak 5 milyon Türk Genci evde vakit geçiriyor, okumuyor, çalışmıyor. Bu durumun Türkiye’nin geleceğine etkisi ne olabilir?
Ev Gençleri Kimdir?
Ev gençleri, çoğunlukla 15-29 yaş arası bireylerden oluşan, eğitim hayatını tamamlamış ya da yarım bırakmış ama iş gücü piyasasına da tam anlamıyla katılamamış bir grubu ifade eder. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve çeşitli akademik araştırmalar, bu gençlerin sayısının her geçen yıl arttığını göstermektedir. Özellikle kadınlar arasında NEET oranı %40’lara yaklaşırken, bu oran erkeklerde %20 civarındadır. Cinsiyet temelli bu fark, toplumsal cinsiyet rollerinin ve ataerkil yapının genç kadınlar üzerindeki etkisini de açıkça ortaya koymaktadır.
Evde Kalmak Bir Tercih mi, Mecburiyet mi?
Ev gençleri çoğu zaman tembellikle ya da isteksizlikle yaftalansa da, yapılan saha araştırmaları bu gençlerin büyük bir kısmının iş bulmak için çabaladığını ancak sistematik engellerle karşılaştığını gösteriyor. Özellikle sosyoekonomik dezavantajlı gruplardan gelen gençler, düşük kaliteli eğitim sisteminden çıkarken yeterli beşerî sermayeye sahip olamıyor ve işgücü piyasasında kendilerine yer bulmakta zorlanıyorlar . Kadın ev gençleri açısından durum daha çarpıcı. Birçok genç kadın, bakım emeğini üstlenmek zorunda bırakıldığı için ne çalışabiliyor ne de yeniden eğitime katılabiliyor. Yani “evde kalmak”, kişisel bir tercih olmaktan çok, yapısal ve kültürel bir mecburiyete dönüşmüş durumda.
Yapılan akademik araştırmalar, bu gençlerin önemli bir kısmının iş aradığını, ancak karşılaştıkları nitelik uyumsuzluğu, ayrımcılık, düşük ücretler ve sosyal güvencesizlik gibi engeller nedeniyle sistemin dışında kaldığını göstermektedir. Özellikle dezavantajlı bölgelerde ve sosyoekonomik sınıflarda büyüyen gençler için, hem beşerî sermaye inşası zayıftır hem de istihdam geçiş yolları tıkalıdır. Eğitim politikalarının piyasayla senkronize olmaması, gençleri “okuldan işe geçiş” sürecinde boşluğa sürüklemektedir.
Ev Gençliği Neden Bir Sorundur?
Ev gençliği yalnızca bireysel bir trajedi değil, aynı zamanda toplumsal bir krizdir. Çünkü bu gençler üretim dışı kaldıkça ekonomik kalkınma potansiyeli zayıflıyor. Gençlerin sisteme olan güveni azalıyor ve politik katılım oranları düşüyor. Bu da demokratik temsiliyetin zayıflamasına, kutuplaşmanın derinleşmesine ve sosyal dışlanmanın kurumsallaşmasına neden oluyor. Ayrıca ev gençlerinin büyük kısmı dijital dünyaya bağımlı hale geliyor. Sosyal medya, oyun ve çevrim içi platformlar çoğu zaman bu gençlerin dünyaya tutunduğu yegâne alanlar haline geliyor. Bu dijital kuşatma, bireysel gelişimi sınırlarken aynı zamanda zihinsel sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor.
Bugün gençlerin çoğu, hayatlarının en üretken dönemini dijital dünyada geçirmekte, sosyal medya ve oyun platformlarında sahte aidiyetler kurarak yaşamı “ertelemektedir”.
Ev Gençleri Nereye Ait?
Bu soruya verilecek yanıt, aslında Türkiye’nin gençliğe ne sunduğuyla yakından ilgili. Rapor verileri, ev gençlerinin “geleceği kuramayan” bireyler haline geldiğini, kendilerini sistemin dışına itilmiş hissettiklerini ortaya koyuyor . Bu dışlanmışlık hissi, gençlerin ya tamamen edilgenleşmesine ya da radikal eğilimlere yönelmesine neden olabiliyor. Yani mesele yalnızca istihdam değil; aidiyet, anlam, fırsat ve umut meselesi.
Ev gençleri, Türkiye’nin hem bugününü hem de geleceğini doğrudan ilgilendiren kritik bir meseledir. Bu gençler sadece üretim dışı değil; aynı zamanda umut dışıdır. Eğer bu kuşağı yeniden kazanmak istiyorsak, gençliği yalnızca “sorun” olarak değil, çözümün öznesi olarak görmeye başlamalıyız.
“Gençler geleceğimizdir” söylemi, ancak gençliği merkeze alan toplumsal ve bilimsel politikalarla anlamlıdır. Aksi takdirde, yalnızca bir kuşağı değil, bir yüzyılı kaybetmekle karşı karşıyayız.
Gençleri evde tutan değil, geleceğe taşıyan bir Türkiye mümkündür. Bunun için ilk adım ise onları görmek ve dinlemekten geçiyor.