“Fikirde İz Bırakanlar” serisindeki bu yazı, Mehmet Serhan Tayşi’yi tarih bilincinin sarsılmaz bekçisi olarak tanımak isteyen okurlar için bir durak olsun. Çünkü Tayşi’nin hayatı, sadece bir şahsiyetin biyografisi değil; kültürün, hafızanın ve irfanın özenle korunmasının ne anlama geldiğini gösteren bir yolculuk. O, ömrünü kitapların sessiz ama derin dünyasına adadı; nadide yazmaları, kütüphaneleri ve kültür hazinelerini yalnızca muhafaza etmekle kalmadı, onları anlamlandırarak gelecek nesillere aktaracak köprüler kurdu. Bu yüzden onun adı, tarih ile bugünün, gelenek ile geleceğin arasında bir sadakat simgesi olarak anılmayı hak ediyor. Mehmet Serhan Tayşi, sade yaşamı, derin tevazusu ve kültüre olan sınırsız bağlılığıyla, bugün hâlâ kitapların kıymetini bilenlere, kültürü bir emanet olarak görenlere ve fikirle iz bırakmayı arzulayanlara güçlü bir ilham kaynağı olmaya devam ediyor.
Bazı insanların yüzleri, ruhlarının dışa yansıyan aynaları gibidir, tebessümleri insanın içine işleyen, huzur ve dinginlik sunan… Mehmet Serhan Tayşi, işte böyle hafızalarda yer etti. 1942 yılında Adana’da dünyaya geldi; aslen İzmir‑Bayındırlı köklü bir ulema ailesinin evladıydı. Babası Ahmet Râsih Bey, Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk’ün muhafızlığını yapan dindar bir polis olarak tanınıyordu.Tayşi’nin çocukluğu, ilk öğrenimini İzmir’de tamamlayarak kültürle iç içe bir başlangıç aldı.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun olduktan sonra 1970’te Millet Kütüphanesi’nde göreve başladı. Yıllar içinde memurluktan müdür yardımcılığına uzanan bir kariyer serüveninde, 1983’te “Hâfız‑ı Kütüb” yani Kütüphanelerin Hafızı unvanıyla müdürlüğe yükseldi; ardından 2003’e dek bu vazifeyi sürdürdü.
Onun için kütüphane yalnızca kitapların muhafazası değil, insanlığın yazılı hafızasının emanetçisiydi. Çeşitli dergi ve gazetelerde kültür, tarih ve kütüphane üzerine sayısız makale kaleme aldı; klasik Osmanlıça eserleri günümüz Türkçesine kazandırarak köprüyü sağlamlaştırdı: Lemezât-ı Hulviyye, Vâridât‑ı Bedreddin, Osmanlılarda Tarikat Kültürü ve Sembolleri, Tarikat Kıyafetleri ve Nesefi Akaidi Şerhi gibi kıymetli telif ve çeviri çalışmaları onun emeğiyle hayat buldu. Tayşi, hizmetini “Allah’ın kendisine en hayırlı bir hizmet makamı nasip ettiği; dünyanın en kıymetli yazmalarının bekçisi olduğu” sözleriyle özetledi. “Kaynaklar elimizin altındaydı; üniversite hocalarının bile müsaade alarak dokundukları nadide eserlerle koyun koyuna yattık senelerce” diyerek o manevi huzuru ve şerefi derin bir tevazu ile dile getirdi. Hayatını süsleyen bir diğer önemli figürse Ali Emîrî Efendi’ydi – kütüphanenin kurucusu, târihe hizmet eden idealist bir koleksiyoncuydu. Tayşi, onun hassasiyetini yaşatan sadık bir halef olarak, korumayı kutsal kabul ettiği nadide el yazmalarına ömrünü adadı.
Hayatının son yıllarında görme duyusunu önemli ölçüde yitirmiş olsa da okuyup düşünme aşkı hiç azalmadı. Evinde ve kültür ortamlarında kurduğu irfan sofralarıyla Niyâzî‑i Mısrî Divanı’nı şerh edip talebelerine ulaştırmaya devam etti.Tayşi’nin hatıratı olan Ali Emîrî’nin İzinde (2009), onun yalnızca hayat hikâyesini değil, aynı zamanda yakın dönem kültür insanlarına dair unutulmak üzere olan anıları da kurtaran bir kültür hazinesi olarak değerlidir.
28 Nisan 2015’te Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından rahmet yağmurunda uğurlanan Tayşi, fiziken aramızdan ayrıldı ancak manevi mirası hâlâ bizimle.
“Tecrübelerin yazılı olarak aktarılması ve sonraki nesillerin istifadesine sunulması, hiç tanımadığımız insanlara ve zamanlara ulaşmamıza imkân sağlar.” sözüyle bize yalnızca hafızaları değil, yeni yolları da işaret etti.
Mehmet Serhan Tayşi’nin mirası, yalnızca raflara dizili yazmaların korunmuş olmasıyla sınırlı değil; o miras, bir kültür işçisinin sabrı, bir hakikat yolcusunun tevazusu ve bir gönül insanının inceliğidir. Onun ömrü, “kitap koruyuculuğu”nun ötesinde, insanlığın ortak hafızasına emek vermenin ne anlama geldiğini gösteren bir yaşam dersidir. Bugün dijital çağın hızla tüketen dünyasında, Tayşi’nin sabırla tuttuğu notlar, şerh ettiği eserler bize kalıcı olanın hız değil derinlik, nicelik değil nitelik olduğunu hatırlatıyor. Fikirde iz bırakmak, aslında görünmez ama unutulmaz bir yol çizmektir; Tayşi de bu yolun sessiz kahramanlarından biri olarak, ardında hem eser hem de usul bıraktı.Ruhu şâd, mekânı cennet, bıraktığı izler daim olsun.