Çalışma ekonomisi alanında bazı makaleler vardır ki, sadece bir dönemin sorunlarını anlamamızı değil, sonraki nesillerin geleceğini de öngörmemizi sağlar. Lisa B. Kahn’ın 2010 yılında Labour Economics dergisinde yayımlanan araştırması, işte bu tür bir dönüm noktası niteliğindedir. Kahn, basit gibi görünen bir soruya yanıt aradı: “Kötü bir ekonomik dönemde üniversiteden mezun olmanın uzun vadeli sonuçları nelerdir?” Yanıt ise, sadece akademi için değil, politika yapıcılar ve genç kuşaklar için de sarsıcıydı.
1979–1989 arasında mezun olan erkeklerin kariyerlerini uzunlamasına izleyen araştırma, şu gerçeği ortaya koydu: Kötü bir ekonomik dönemde mezun olanlar, yalnızca ilk yıllarda değil, 15 yıl sonra bile akranlarının gerisinde kalıyor. İlk işteki %6–7’lik ücret kaybı, zaman içinde kısmen azalsa da hiçbir zaman tamamen kapanmıyor. Başka bir deyişle, iş hayatına atılırken yaşanan bir şok, kariyerin tamamına sirayet eden bir gölgeye dönüşüyor. Üstelik mesele yalnızca ücretlerle sınırlı değil. Kahn’ın bulguları, kriz döneminde mezun olanların daha düşük prestijli işlerde çalıştığını, kariyerlerinde yukarıya tırmanmakta zorlandıklarını, buna karşılık daha uzun süre aynı işte kaldıklarını gösteriyor. Bazıları eğitim hayatına geri dönerek yüksek lisans yapıyor; fakat bu, kayıpları telafi etmek yerine sadece bir tür erteleme işlevi görüyor.
Şansın Ekonomi Politiği
Kahn’ın çalışmasının en önemli katkısı, işgücü piyasasında şans faktörünün ne kadar güçlü olduğunu göstermesidir. Gençlerin hangi yılda mezun oldukları, tüm kariyerlerinin yönünü belirleyebiliyor. Bu bulgu, çalışma ekonomisinin klasik varsayımlarını zorlayan bir gerçeklik sunuyor: Yetenek, eğitim, çaba gibi faktörler önemli olsa da, işgücü piyasasına giriş anındaki konjonktür çoğu zaman daha baskın bir rol oynuyor. Bu durum aynı zamanda adalet tartışmalarını da gündeme taşıyor. Çünkü işgücü piyasasında eşitsizlik sadece bireysel farklılıklardan değil, makroekonomik koşullardan da besleniyor. Krizde mezun olanların kalıcı şekilde dezavantajlı olması, “fırsat eşitliği” söyleminin ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne seriyor.
Beşeri Sermaye Teorisine Bir Sınav
Kahn’ın araştırması, beşeri sermayesi teorisine de önemli bir sınav sundu. Teoriye göre bireylerin erken dönem iş deneyimleri, beceri kazanımı ve terfi fırsatları, ilerleyen yıllardaki gelirlerini belirler. Eğer bir genç, kariyerinin ilk yıllarında yanlış işlerde ya da düşük ücretli pozisyonlarda çalışmak zorunda kalıyorsa, beceri inşa süreci sekteye uğruyor. Sonuç: Uzun vadeli verimlilik kayıpları. Kahn’ın verileri de tam olarak bu mekanizmayı doğruluyor. Diğer yandan, işgücü piyasasının “telafi edici” bir mekanizma olmadığı da görülüyor. Ekonomi düzelip yeni fırsatlar doğduğunda dahi, kriz döneminde mezun olanlar aynı hızla yükselemiyor. Çünkü kaybedilen erken dönem deneyimler, ileride elde edilecek fırsatların değerini düşürüyor.
Kahn’ın bulguları, yalnızca akademik literatüre değil, kamu politikalarına da ciddi bir çağrı niteliğinde. Eğer bir ülke gençlerini kriz dönemlerinde işgücü piyasasına korumasız bırakırsa, bu sadece bireylerin değil, tüm toplumun üretkenliğini aşağıya çekiyor. Kötü bir ekonomide mezun olanların geride kalması, uzun vadede gelir eşitsizliklerinin derinleşmesine, sosyal hareketliliğin azalmasına ve kuşaklar arası adaletsizliğin pekişmesine yol açıyor.
Günümüz İçin Ne Anlama Geliyor?
Kahn’ın 1980’ler ABD’sine dair bulguları, bugün küresel ölçekte çok daha güncel bir önem taşıyor. 2008 finansal krizinde mezun olanlar, 2020’de pandemi döneminde mezun olanlar ve bugün yapay zekâ çağında iş hayatına atılan gençler… Hepsi, benzer bir belirsizliğin içine doğuyor. Kahn’ın makalesi bize şunu hatırlatıyor: Mezuniyet dönemindeki şoklar geçici değildir; uzun vadeli izler bırakır. Dolayısıyla bugünün gençleri için mesele sadece iş bulmak değil, doğru zamanda doğru fırsatlara erişebilmek. Toplum için ise mesele, bu fırsatların adil bir şekilde dağılıp dağılmadığı, bireyler içinde kararlı olup neler planladık ve değerlendirdiğimiz.
Sonuç olarak Lisa B. Kahn’ın çalışması, bize yalnızca akademik bir gerçeği değil, hayatın adaletsiz akışını da göstermektedir: Doğru zamanda mezun olmak ile yanlış zamanda mezun olmak arasındaki fark, yıllar boyu süren bir eşitsizliğe dönüşebilmektedir. Bu nedenle gençlerin sesine kulak veren, krizlerde onları koruyacak mekanizmalar geliştiren ve fırsat eşitliğini güçlendiren politikalara her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Kahn’ın bu çarpıcı bulgularını bir kez daha hatırlatırken, bize düşünmek ve ders çıkarmak için böylesine önemli bir pencere açtığı için kendisine teşekkür borçluyuz.
Makaleye erişim için: https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0927537109001018
Ayrıca ilginizi çekebilir:
Genç Mezunlar için Kariyer Tuzağı: Rutger Bregman’ın Uyarısı