Günümüz küresel işgücü piyasalarında yaşanan dönüşüm, yalnızca dijitalleşme, otomasyon ve yapay zekâ entegrasyonu gibi yapısal dinamiklerle değil, aynı zamanda danışmanlık alanındaki niteliksel zafiyetlerle de şekillenmektedir. Kariyer danışmanlığı, yalnızca bireyin meslek seçimini değil, aynı zamanda yaşam biçimini, sosyal statüsünü ve toplumsal konumlanışını da şekillendiren kritik bir alandır. Ancak kariyer danışmanlığında liyakat krizi, hem dünyada hem de Türkiye’de gençlerin geleceklerini doğrudan tehdit eden bir soruna dönüşmüş durumda. Gartner’ın 2024 tarihli araştırması, insan kaynakları yöneticilerinin yalnızca %31’inin kurumlarının geleceğe hazırlıklı olduğunu düşündüğünü ortaya koyuyor. Aynı rapor, 2027 itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 3 milyar insanın — nitelikli olsa bile — iş değiştirmek zorunda kalacağını ya da işsiz kalabileceğini belirtiyor. Bu istatistikler, sadece teknolojik dönüşümün değil, yönlendirme sistemlerindeki bozulmanın da sonucu.
Türkiye’de Kariyer Danışmanlığı: Rehberlik mi, Kişisel Gelişim Şovu mu?
Türkiye’de bu tablo daha da karmaşık. Üniversitelerin rehberlik ve kariyer merkezlerinin kapasitesi sınırlı, birçok devlet üniversitesinde kişi başına düşen kariyer danışmanı sayısı 1/5000’i aşabiliyor. Gençler çoğu zaman yeterli destek alamadığı için, sosyal medya fenomenleri, kişisel gelişim kitapları ve online seminerler gibi alternatif kaynaklara yöneliyor. Bu alanda herhangi bir eğitim almamış ancak “mentorluk”, “koçluk” veya “danışmanlık” adı altında konuşan kişiler, ciddi bir bilgi kirliliği yaratıyor.
Özellikle genç kadınlar ve kırsaldan gelen öğrenciler, bu tür yönlendirmelere daha açık hale geliyor. Çünkü sistematik danışmanlık hizmetlerine erişimleri kısıtlı. Bu da Bourdieu’nün kültürel sermaye kavramıyla açıklanabilecek bir tabloyu ortaya çıkarıyor: Bireyin ailesinden, çevresinden ya da eğitim kurumlarından edinemediği yönlendirme desteği, onu düşük verimlilikli ve geçici işlere mahkûm edebiliyor.
Genç İşsizliği ve Yanlış Yönlendirme İlişkisi
TÜİK verilerine göre 2024 yılı itibarıyla Türkiye’de genç işsizlik oranı %22 seviyelerinde. Üniversite mezunu işsiz oranı ise %13’ün üzerinde. Bu rakamlar yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamaz. Yanlış alan seçimi, bireyin yetkinliklerine uygun olmayan işlere yönlendirilmesi ya da iş piyasasındaki ihtiyaçlardan kopuk kariyer planlamaları da bu sorunun temel bileşenlerindendir. Liyakatsiz danışmanlık, bireylerin insan sermayelerini doğru kullanamamalarına neden olur. Oysa ki Gary Becker’in tanımladığı şekliyle insan sermayesi; bilgi, beceri ve deneyim gibi unsurları içerir ve ekonomik değeri yüksektir. Ancak bu sermayeyi değerlendirebilmek, doğru yönlendirme ile mümkündür.
Bu yanlış yönlendirme ilişkisini kuramsal açıdan düşündüğümüzde, mesleki toplumsallaşma kuramı önemli bir analitik çerçeve sunuyor. Bireylerin mesleki kimliklerini inşa etmelerinde, yalnızca eğitimsel kaynaklara değil, aynı zamanda danışmanlık süreçlerinde edindikleri yönlendirmelere de ihtiyaç duydukları bilinmektedir. Ancak bu süreç, danışmanlık hizmetlerinin niteliğiyle doğrudan ilişkilidir. Liyakat sahibi olmayan, alan dışı ya da popüler kültür üzerinden konuşan kişilerin yönlendirmeleri, bireyleri yalnızca uygun olmayan meslek seçimlerine değil, aynı zamanda kimlik çatışmalarına da sürüklemektedir. Bu durum, bireyin mesleki toplumsallaşmasını sekteye uğratarak uzun vadeli tatminsizlik, tükenmişlik ve işsizlik gibi sorunları beraberinde getirmektedir.
Yanlış yönlendirme ilişkisi insan sermayesi teorisi çerçevesinde de ele alınabilir. İnsan sermayesi, bireyin sahip olduğu bilgi, beceri ve yetkinliklerin ekonomik karşılığını ifade eder (Becker, 1964). Ancak bu sermayenin etkin biçimde kullanımı, doğru yönlendirme ve planlama süreçlerine bağlıdır. Liyakatsiz kariyer danışmanlığı, bireylerin sahip oldukları sermayeyi etkin kullanmalarının önünde ciddi bir engel teşkil eder. Nitelikli bireyler bile yanlış yönlendirme sonucu potansiyellerinin altında kalmakta ve bu durum mikro düzeyde bireysel verimlilik kaybına, makro düzeyde ise toplam üretkenlikte azalmaya neden olmaktadır.
Daha eleştirel bir bakış açısı ise ayrışma (segregasyon) ve dışlanma teorileri çerçevesinde mümkündür. Kariyer danışmanlığı hizmetlerine erişimdeki eşitsizlikler, özellikle kırılgan grupların (kadınlar, etnik azınlıklar, dezavantajlı sosyoekonomik sınıflar) sistem dışına itilmesine neden olabilmektedir. Danışmanlık alanında uzman olmayan kişilerin çoğalması, çoğu zaman sosyal medyada “kişisel gelişim” adı altında meşrulaştırılan bir bilgi kirliliğini doğurmakta, genç bireyleri sistematik olarak yanlış yönlendirmektedir. Bu süreç, sınıfsal ve toplumsal eşitsizliklerin yeniden üretimine katkıda bulunarak daha geniş bir yapısal soruna dönüşmektedir.
Alan Dışı Kişilerin Tehdidi: Etkili Konuşup Eksik Bilmek
Sosyal medyada hızla yayılan “başarı hikâyeleri” anlatan bireyler, gerçekliği test edilmemiş bilgilerle gençleri etkiliyor. Kimi zaman alan dışı kişiler “kariyer danışmanı” kimliğiyle hizmet sunarken, psikolojik ya da akademik yönlendirme yeterlilikleri bulunmamaktadır. Bu durum, hem bireysel kaynak israfına yol açmakta hem de eğitim sistemine olan güveni zedelemektedir.
Kariyer danışmanlığı, yalnızca bireysel başarıyı değil, toplumsal kalkınmayı da doğrudan etkileyen bir alandır. Türkiye’de bu alanda yaşanan liyakat sorunu, gençlerin yönünü şaşırmasına, insan sermayesinin ziyan olmasına ve toplumsal eşitsizliklerin derinleşmesine neden olmaktadır. Gençleri yönlendiren herkesin — ister akademisyen, ister danışman, ister bir içerik üreticisi — büyük bir etik sorumluluğu vardır. Aksi halde yalnızca bireylerin değil, toplumun da geleceğini kaybetme riski vardır.
Bu blog yazısı, hem toplumsal bir uyarı hem de yapısal bir dönüşüm çağrısıdır.
Ayrıca şu içerikte okunabilir: https://www.yonetimdeinsan.com/insan-yonetimi/rutger-bregman-kariyer-tuzagi/