Dünya hızla değişiyor; yeni teknolojiler, üretim biçimleri ve çalışma ilişkileri hayatımızı yeniden şekillendiriyor. Ancak tüm bu dönüşümlerin yanı sıra gözle görülmeyen, fakat etkisi bir hayli ağır olan bir diğer gerçeklik daha var: biyolojik tehlikeler. COVID-19 pandemisiyle birlikte küresel ölçekte fark edilen bu gerçeklik, artık sadece sağlık politikalarının değil, aynı zamanda iş sağlığı ve güvenliği standartlarının da merkezinde yer alıyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), bu kritik durumu dikkate alarak tarihi bir adım attı ve 192 No’lu sözleşmeyi kabul etti. Bu sözleşme, biyolojik tehlikelere karşı çalışanları korumayı amaçlayan ilk küresel standart olma niteliği taşıyor.
ILO tarafından 2025 yılında kabul edilen “İş Ortamında Biyolojik Tehlikelere Karşı Koruma ve Önleme Sözleşmesi”, çalışanları virüsler, bakteriler, mantarlar, parazitler ve diğer biyolojik ajanlara karşı koruma altına almayı hedefliyor. Söz konusu sözleşme, salgın hastalıklardan kaynaklı risklerin yanı sıra, laboratuvarlarda, hastanelerde, tarım ve gıda üretimi gibi biyolojik tehlikelere açık sektörlerde çalışan milyonlarca işçiyi kapsamına alıyor. Artık bu tür risklerin sadece bireysel korunma önlemleriyle değil, uluslararası bağlayıcılığı olan kurumsal mekanizmalarla da düzenlenmesi mümkün hale geliyor. ILO’nun bu adımı, işverenleri sadece üretkenlik hedefleriyle değil, aynı zamanda çalışanlarının görünmeyen tehditlere karşı korunmasıyla da sorumlu tutuyor.
192 No’lu Sözleşme’nin en dikkat çekici yönlerinden biri, risk değerlendirmesini ve önleyici tedbirleri hukuki bir zorunluluk haline getirmesi. İşverenlerin biyolojik riskleri tespit etmesi, çalışanları bu konuda bilgilendirmesi, eğitimler düzenlemesi ve gerekli koruyucu ekipmanları sağlaması artık yükümlülük kapsamına giriyor. Ayrıca, çalışanların risklere dair söz hakkı olması ve sürece katılımı da sözleşmenin altını çizdiği önemli ilkelerden biri. Özellikle pandemi sonrası dönemde, sağlık çalışanlarının tükenmişlik yaşadığı, yeterli koruyucu ekipmana ulaşamayanların hayatını kaybettiği bir dünyada, bu sözleşme yaşamsal bir öneme sahip. Örneğin, COVID-19’un ilk dalgasında binlerce sağlık çalışanının hastalandığı ve hayatını kaybettiği ülkelerde, bu tür bir küresel standardın yokluğu çok açık hissedildi. Şimdi ise aynı hataların tekrarlanmaması için bir çerçeve elimizde mevcut.
Sözleşmenin önemi sadece gelişmekte olan ülkelerle sınırlı değil. Gelişmiş ekonomilerde dahi biyolojik tehlikelere karşı yeterli mevzuat bulunmaması veya uygulamada ciddi eksiklikler olması, bu konunun küresel bir standartla ele alınmasını zorunlu kılmıştı. Nitekim ILO Genel Direktörü Gilbert Houngbo da sözleşmenin kabulüyle yaptığı açıklamada, “Her işçi, işyerinde görünmeyen biyolojik risklerden korunma hakkına sahiptir” diyerek bu küresel sorumluluğun altını çizdi.v Ancak elbette bir sözleşmenin kabulü, uygulamanın garantisi anlamına gelmiyor. Bu noktada devletlerin, işverenlerin ve sendikaların ortak sorumluluğu devreye giriyor. Sözleşmenin onaylanması, ulusal mevzuatlara entegre edilmesi, denetim sistemlerinin güçlendirilmesi ve çalışanların bilinçlendirilmesi, başarının temel koşulları arasında yer alıyor. Özellikle kayıt dışı istihdamın yaygın olduğu ülkelerde, biyolojik risklere en fazla maruz kalan kesimlerin aynı zamanda en az korunanlar olduğu düşünüldüğünde, bu sözleşmenin sadece kağıt üzerinde kalmaması hayati önem taşıyor.
Sonuç olarak, 192 No’lu ILO Sözleşmesi, iş yaşamında “görünmeyen tehlikelere” karşı küresel bir dayanışma çağrısıdır. Salgınlar, iklim değişikliğiyle birlikte artan zoonotik hastalık riskleri, biyoteknolojinin yaygınlaşması gibi gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, biyolojik riskler geleceğin değil bugünün iş sağlığı meselesidir. Bu sözleşme, sadece korunma değil, aynı zamanda daha insani, daha güvenli ve daha adil bir çalışma hayatı için atılmış ileriye dönük bir adımdır. İş dünyası, emek örgütleri ve kamu otoriteleri bu çağrıya kulak verirse, görünmeyen düşmanlara karşı güçlü bir savunma hattı oluşturmak mümkün olabilir.
Türkiye açısından değerlendirildiğinde, 192 No’lu ILO Sözleşmesi’nin getirdiği standartlar, mevcut iş sağlığı ve güvenliği mevzuatımızda yer yer karşılık bulsa da, uygulamada ciddi yapısal sorunlar olduğu gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekiyor. Özellikle sağlık, tarım, atık yönetimi, laboratuvar, gıda üretimi ve hayvancılık gibi biyolojik riskin yoğun olduğu sektörlerde, hem risk farkındalığı hem de koruyucu önlemler noktasında önemli açıklar bulunuyor. Kayıt dışı istihdam, işyeri denetimlerinin yetersizliği ve iş sağlığı profesyonellerinin karar alma süreçlerine yeterince dahil edilmemesi, bu sözleşmenin iç hukukta sembolik bir karşılık bulma durumunu düşündüğümde umarım görünmeyen risklere karşı görünmez çözümler üretmeyiz.
Not: 2-13 Haziran 2025 tarihleri arasında Cenevre’de düzenlenen 112. Uluslararası Çalışma Konferansı’na, hükümet temsilcileri ile işveren ve işçi örgütlerinden 5.400’ün üzerinde delege katıldı. Her yıl düzenlenen bu konferans, Birleşmiş Milletler’e bağlı ihtisas kuruluşu olan ILO’nun en üst düzey karar alma organıdır ve 187 üye devleti temsil eden üçlü yapı (işçi, işveren, hükümet) temelinde faaliyet yürütür. 192 No’lu sözleşme, bu tarihi konferansta oy çokluğuyla kabul edilerek uluslararası hukukta yeni bir dönemin kapısını aralamıştır.
Ayrıca ilginizi çekebilir: