“Sizi neyin ilgilendirdiğini bilmek, sizi tanımlar.”
Gertrude Stein’ın “Sizi neyin ilgilendirdiğini ve neyin ilgilendirmediğini bilmeniz korkunç derecede büyük önem taşır” sözü (Adam Phillips’in İlgi Arayışı kitabının 11. sayfasında yer alan alıntı), günümüz iş dünyasının temel problemlerinden birine işaret ediyor: ilgi dağınıklığı ve değer körlüğü. İnsanlar, neye ilgi göstermeleri gerektiğini bilmeden, yalnızca sistemin dayattığı hedeflere yöneliyor. Bu da derinleşmeyen uzmanlıklar, yüzeysel iletişimler ve sahte bağlılıklar yaratıyor. Peki bu ne anlama geliyor? Şirketler, çalışanlarının gerçekten neye ilgi duyduğunu keşfetmeden onlara hedef dayatıyor. Bireyler, kendi iç seslerini değil, performans tablolarını dinliyor. Sonuç mu? Tatminsizlik, tükenmişlik ve düşük çalışan bağlılığı.
“Etik Normlar Yere Düşerse, Para Her Şeyi Mümkün Kılar.”
Jules Payot’tan bir alıntı: “Ahlak yerle birse, kendini beğenmişlik kol gezer, para da her şeyi mümkün kılar.” Bugün birçok kurumun yaşadığı krizlerin temelinde, kısa vadeli kâr hırsı uğruna görmezden gelinen etik normlar yatıyor.
Yüksek etik standartlara sahip olmayan bir kurumda:
-
Karar alma süreçleri çıkar çatışmalarına saplanır.
-
Liyakat değil, bağlantılar ön plana çıkar.
-
Çalışanlar güven duygusunu yitirir.
-
İtibar, geri döndürülemez biçimde zarar görür.
İlgi Eksikliği ile Etik Çöküş Arasındaki Bağlantı
İlgi, yalnızca kişisel bir tercih değil; aynı zamanda bir yönetişim meselesidir. Bir yöneticinin, çalışanlarının yeteneklerine ve değerlerine ilgi göstermemesi, onların etik dışı davranışlara kaymasına zemin hazırlayabilir. İlginin olmadığı yerde sorumluluk, duyarlılık ve aidiyet de olmaz. Etik ise bu ilginin nasıl yönlendirileceğini belirleyen çerçevedir. İlgi, yalnızca kendini ya da şirket çıkarlarını beslediğinde değil, adalet, dürüstlük ve liyakat gibi değerlerle birleştiğinde anlamlı hale gelir.
Sektörel Bazlı 2 Örnek:
1. Teknoloji Sektörü: İnovasyon mu, Tüketim Takibi mi?
Teknoloji dünyasında “ilgi”, kullanıcı verilerinin toplanmasıyla özdeşleşti. İnsanların neye tıkladığı, ne kadar süre baktığı, neyi satın aldığı ölçülüyor. Ama bu, gerçek anlamda insan ilgisini anlamak değil, sadece yönlendirmek demek.
Etik Sorun:
-
Kişisel verilerin rıza olmaksızın toplanması
-
Algoritmalarla manipülasyon
-
Teknoloji devlerinin “önce dikkat, sonra kâr” stratejileri
Çözüm Önerisi:
-
Etik algoritma tasarımı: Karar mekanizmalarında toplumsal fayda ilkesi gözetilmeli.
-
Kullanıcı ilgisini istismar etmek yerine eğitmek: Dijital okuryazarlık kampanyaları desteklenmeli.
2. Eğitim Sektörü: Bilgi mi, Not Ortalaması mı?
Eğitimde ilgi, öğrencinin öğrenme sürecine katılımıdır. Ancak günümüzde başarı, not ortalamasına ve sınav sonuçlarına indirgenmiş durumda. Öğrencinin merakı ya da anlam arayışı çoğu kez görmezden gelinir.
Etik Sorun:
-
Ezbere dayalı eğitim sistemleri
-
Öğrencilerin bireysel farklılıklarının göz ardı edilmesi
Çözüm Önerisi:
-
İlgiyi temel alan eğitim modelleri (örneğin yapılandırmacı öğrenme)
-
Etik kurulları aktif hâle getirme: Öğretim üyeleri ve yöneticiler için hesap verebilirlik sağlanmalı.
-
Etik eğitim zorunluluğu: Pedagojik formasyona etik ilkeler dâhil edilmeli.
Departman Bazlı 2 Örnek:
1. İnsan Kaynakları
İlgi Neden Stratejik Bir Veridir?
İK birimlerinin temel görevi sadece işe alım yapmak değil, aynı zamanda işe alınan kişilerin kurum içi bağlılıklarını, yetkinlik gelişimlerini ve uzun vadeli katkılarını sağlamaktır. Bunu başarmanın yolu ise “ilgi haritaları” oluşturmaktan geçer. Bir çalışanın neye ilgi duyduğunu bilmeyen bir yönetici, o kişiden yüksek performans bekleyemez.
Gerçek Durum:
-
Performans sistemleri nicel çıktılarla sınırlı.
-
İlgi alanları, değer uyumu, iç motivasyon gibi nitel unsurlar göz ardı ediliyor.
Stratejik Öneriler:
-
İlgi Haritalama Atölyeleri: Çalışanların bireysel merakları, güçlü yönleri ve değer önceliklerini anlamaya yönelik düzenli oturumlar.
-
Gelişim Planları: Yalnızca pozisyon bazlı değil, ilgi alanı odaklı kişisel gelişim yolları oluşturulmalı.
-
Duygusal Zeka Temelli Liderlik Eğitimi: Yöneticiler, ekip üyelerinin ilgisini anlayıp yönlendirebilecek empati ve sezgi becerileriyle donatılmalı.
2. Kurumsal İletişim
Kurumsal iletişim birimlerinin temel görevi yalnızca dış dünyaya mesaj vermek değil, kurumun iç sesini oluşturmaktır. Etik değerlerin içselleştirilmesi bu birimlerin öncülüğünde gerçekleşir.
Gerçek Durum:
-
Etik ilkeler sadece web sitesinde yer alan cümleler hâlinde kalıyor.
-
İletişimde sürdürülebilirlik, şeffaflık ve hesap verebilirlik yeterince içselleştirilmiş değil.
Stratejik Öneriler:
-
Etik Hikâye Anlatıcılığı: Kurum içindeki değer temelli başarı hikâyeleri görünür kılınmalı.
-
Etik İletişim Eğitimleri: Basın açıklamalarından iç yazışmalara kadar tüm iletişimde etik çerçeve oluşturulmalı.
-
Kriz Anlarında Etik Duruş Protokolü: İtibar krizlerinde etik davranış refleksi kurumsal refleks hâline getirilmeli.
ORTAK PAYDA: “İLGİ VE ETİĞİN KESİŞİMİ”
Etik ve ilgi birbirinden ayrı konular gibi görünse de kurum kültürü söz konusu olduğunda ayrılmaz bir bütündür. İlginin olduğu yerde dikkat vardır; dikkat, sorumluluk getirir; sorumluluk ise etik ilkelerle şekillenir.
Neden Bu Kesişim Önemli?
-
Çalışanın ilgisi sömürüldüğünde, sadakat değil yalnızca yorgunluk üretir.
-
Etik zemin zayıfsa, çalışanlar işlerini değil pozisyonlarını korumaya odaklanır.
-
İlgi olmadan öğrenme, etik olmadan bağlılık sürdürülemez.
Etik ve İlgi Odağını Yeniden Tanımlamak
-
Etik Kodların Güncellenmesi: Tüm kurumların, çalışanların katılımıyla ortak etik ilkeler belirlemesi gerekir.
-
İlgi Haritalama Atölyeleri: Çalışanların gerçekten neye ilgi duyduklarını keşfetmeye yönelik oturumlar düzenlenmeli.
-
Liderlik Eğitimi: Üst düzey yöneticilere, yalnızca performans değil, insan ilgisi ve etik yönetişim konularında da eğitim verilmelidir.
-
İç Denetim Mekanizmaları: İlgi sömürüsüne ve etik ihlallere karşı bağımsız gözlemciler görevlendirilmelidir.
Her sektör kendi dinamiğinde farklı sorunlar yaşasa da temel mesele aynıdır: İlgi nereye yöneliyorsa, etik de orada sınanır. Eğer bireylerin ilgileri istismar edilirse, kurumlar er ya da geç güven krizine girer. Eğer etik ilkeler yalnızca duvarlara asılı kalırsa, içi boş başarıların ardında yıkımlar birikir. Gertrude Stein’ın dikkat çektiği o basit ama sarsıcı hakikatle yüzleşmeliyiz: “Neye ilgi duyduğunuzu bilmeniz, kim olduğunuzu belirler.” Ve Payot’un uyarısını aklımızdan çıkarmamalıyız: Ahlakın düştüğü yerde yalnızca paranın sesi çıkar. İş dünyasının sürdürülebilirliği yalnızca finansal verilerle ölçülemez. İlgi ve etik normlar, görünmeyen ama belirleyici iki temel dinamiktir.
İş dünyası sürdürülebilir olmak istiyorsa, sadece “ne kazandığına” değil, “nasıl kazandığına” da bakmak zorunda. İlgi, kurum kültürünün yakıtıdır. Etik, bu motorun düzgün işlemesini sağlayan yağdır. Bu ikisinin yokluğunda en iyi strateji bile çürür.
İK ve kurumsal iletişim birimleri bu sürecin mimarlarıdır. Gertrude Stein’ın da dediği gibi:
“Sizi neyin ilgilendirdiğini bilmek, sizi tanımlar.”
Ve Jules Payot’un hatırlattığı gibi:
“Etik yere düştüğünde, para her şeyi mümkün kılsa da güveni geri getiremez.”
Kurumlar bu iki sesi dinleyerek geleceği şekillendirebilir. Gertrude Stein’ın ve Jules Payot’un sözleri, bize yön gösteren pusulalardır: Ne ilgilendirdiğini bilmek, neyin ahlaken doğru olduğunu hatırlamak… İşte bu iki hatırlayış, geleceğin iş dünyasını kurtarabilir.