Türk kültür tarihinin müstesna isimlerinden biri olan Seyfettin Özege, bir bibliyograf ve kitap koleksiyoneri olarak neredeyse tüm servetini kitaplara vakfetmiş; uzun yıllar süren titiz bir çabanın ürünü olarak, büyük bölümü nadir ve paha biçilmez eserlerden oluşan 40 bini aşkın ciltlik görkemli bir koleksiyon meydana getirmiştir. Bu benzersiz birikim, özellikle Cumhuriyet döneminin kültürel mirasını koruma ve gelecek kuşaklara aktarma açısından, onu yalnızca kendi kuşağının değil, tüm zamanların en değerli kültür insanlarından biri konumuna taşımaktadır.
Önemli çalışmalarına rağmen hak ettiği ölçüde tanınmayan Seyfettin Özege’nin yaşam öyküsüne dair ayrıntılı bilgilere kaynaklarda pek rastlanmaz. Mekteb-i Mülkiye mezunu olması sayesinde biyografisi, Son Asır Türk Tarihinin Önemli Olayları ile Birlikte: Yeni Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler (Mülkiyeliler Şeref Kitabı) adlı eserin 1968/1969 tarihli 4. cildinde, 1565 numarayla 1697–1702. sayfalar arasında yer bulmuştur. Bu kayıt olmasaydı, onun hayatına dair pek çok değerli ayrıntı muhtemelen günümüze ulaşamayacak, adının geçtiği tek kapsamlı kaynak dahi elimizde olmayacaktı.
Seyfettin Özege, yaşadığı dönemde değeri yeterince takdir edilmeyen; ancak vefatının ardından ortaya çıkan eserleri ve bıraktığı mirasla, ne denli büyük bir çaba sarf ettiği anlaşılan ender ilim ve kültür insanlarımızdandır. Gerçek anlamda bir kitap dostu, tutkulu bir koleksiyoncu ve titiz bir araştırmacı olan Özege; yalnızca kapsamlı ve kıymetli bir kütüphane oluşturmakla kalmamış, bu birikimi Atatürk Üniversitesi’ne bağışlayarak gelecek kuşaklara armağan etmiştir. Yürüttüğü derleme çalışmaları ve kültürel hafızaya yaptığı katkılarla, Türkiye için vazgeçilmez bir değer olmayı fazlasıyla hak etmiştir.
Seyfettin Özege, İstanbullu Kutsîzâdeler ailesinin bir ferdi olarak, çevresinde zengin bir kültürel mirasla büyüdü. Büyük dedesi, Sultan III. Selim döneminde orduya katılan ve ahlakı nedeniyle “Pırlanta” lakabını alan Mustafa Paşa’dır. Bu aile geleneği, onun entelektüel merakının temelini oluşturdu. Mehmed Seyfettin’in babası Hacı Mehmed İhsan Bey, Harbiye Nezâreti’nde mümeyyiz olarak görev yapmış ve evlerinin 1917’deki Fatih-Çırçır yangınında yanmasıyla babası Mehmed Said Bey’den kalan zengin kitaplığı da kaybetmiştir. Bu olay, belki de Özege’nin kitaplara olan tutkusunu daha da pekiştirdi. Özege soyadını, 1934 yılında Soyadı Kanunu çıktığında, amcası oğlu ve aynı zamanda kaptan olan Said Bey’in onuruna benimsemiştir.
Özege’nin eğitimi, onun yaşamındaki dönüm noktalarından biridir. İlköğrenimini Fatih’teki Rehber-i Saâdet Mektebi’nde tamamladı ve burada Şirvanlı Mecid Efendi’den Farsça öğrendi. Vefa Sultanisi’ndeki Arapça hocası Kilisli Muallim Rifat (Bilge) Bey’den çok etkilendi ve çocukluğundan beri süregelen okuma merakına, kitaplık kurma tutkusunu da ekledi. Mülkiye Mektebi’nden 1921’de, İstanbul Hukuk Fakültesi’nden ise 1924’te “Pekiyi” derecesiyle mezun oldu.
Hukuk alanındaki başarılı eğitimine rağmen, Özege’nin kariyeri finans sektöründe şekillendi. 1925 yılında İ’tibâr-ı Milli Bankası’nda memur olarak çalışmaya başladı. Bankanın İş Bankası ile birleşmesiyle burada farklı görevlerde bulundu ve 1946’da baş kontrolörlüğe kadar yükseldi. 25 yıl süren bankacılık kariyerini, 1950 yılında kendi isteğiyle, henüz 50 yaşındayken noktaladı. Bankacılık kariyeri, onun titiz ve sistemli çalışma disiplinini besledi.
Fransızca, Arapça ve Farsça dillerine hâkim olan Seyfettin Özege, emeklilik yıllarını bütünüyle kendi özel çalışmalarına adamıştı. Arap harfleriyle basılmış Türkçe kitapları tek tek inceleyerek bibliyografik künyelerini çıkarma prensibiyle yürüttüğü titiz çalışmalar, zamanla onu benzersiz bir kütüphaneye ulaştırdı. Bu değerli koleksiyonu, 1961’de belirli şartlarla Erzurum Atatürk Üniversitesi’ne bağışladı. Bundan sonraki yıllarında ise elindeki fişleri alfabetik olarak düzenleyerek, 1971’de yayımlamaya başladığı ve aylık fasiküller hâlinde sürdürdüğü **“Eski Harflerle Basılmış Türkçe Eserler Kataloğu”**nu hazırladı.
Özege’nin farklı yönlerinden biri de Aksaray’daki Pertevniyal Valide Sultan Camii’nde muvakkitlik yapmasıydı. Namaz vakitlerini hassasiyetle belirleyen bu görevi, onun zamanı ölçmedeki titizliğini yansıtır. Ayrıca Fransa’daki Société astronomique de France’a üye olarak, L’Astronomie dergisine abone olmuş, dernekten çeşitli astronomi kitapları temin etmiştir.
Hayatı boyunca İstanbul dışına çıkmayan, tam anlamıyla bir “İstanbul beyefendisi” olan Özege, kitap sevgisini neredeyse tüm varlığıyla besledi. Sahaflardan, kitapçılardan, sergilerden, yurt dışından gelen Türklerden ve yabancı koleksiyonlardan nadir eserler topladı; bu uğurda ciddi bir servet harcadı. Kitaplara adadığı bu hayat, muhtemelen evlenmemesinin de başlıca nedenlerinden biriydi. Tıpkı örnek aldığı ve Cumhuriyet döneminin önemli bibliyograflarından Nurullah Pertevoğlu gibi, özgürlüğüne düşkün, sınırlandırılmış bir aile düzenine mesafeli durdu. Onun yaşam biçimi, kitapla kurduğu derin bağın ve bu bağı hiçbir şeyin gölgelemesine izin vermeyen kararlılığın en açık göstergesiydi.
Böylesi kişiler, kitapların yalnızca içerikleriyle değil, fiziksel özellikleri ve nadirlikleriyle de ilgilenen tutkulu koleksiyoncular olarak tanımlanır. Bilgilendirici ve ilmî değerini bilerek, onları severek okuyan kişi bibliyofil; maddi ve manevi birikiminin neredeyse tamamını kitaplara harcayıp, hayatını bu eserlerle iç içe yaşayan kişi ise bibliyoman olarak anılır. Seyfettin Özege, her iki tanımı da fazlasıyla karşılayan, neredeyse tüm ömrünü kitaplara adamış bir isimdi. Onun için kitap, sadece bir bilgi kaynağı değil, hayatın merkezine konulmuş bir amaçtı. Bu yönüyle, ilmin ve onun temel taşı olan kitapların etrafında örülen bir hayatın, adeta “kitap mecnunluğu”nun en parlak örneklerinden biriydi.
Osmanlı’da İbrahim Müteferrika’nın matbaayı kurduğu 1729 yılından, Harf İnkılabı’nın gerçekleştiği 1928’e kadar geçen iki yüzyıllık dönemde, eski Türk harfleriyle basılmış yayınların yaklaşık yüzde doksanını, çoğunlukla satın alarak, çeşitli yollarla koleksiyonuna katması; onun bu işi kendisine bir görev bildiğinin ve insanüstü bir gayretle gelecek kuşaklara aktarma amacında olduğunun en somut kanıtıdır.
Özege’nin kaleme aldığı “Bir Bibliyografımız: Nurullah Pertevoğlu (1894–1956)” başlıklı broşürün yanı sıra, Yeni Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler ile Türk-Osmanlı Genel İdare Hukuku ve Teşkilat Tarihi gibi eserlerin hazırlanmasında da önemli katkıları vardır. Ancak onu en çok anıtsallaştıran çalışma, Türkiyat araştırmalarında başucu kaynağı sayılan Eski Harflerle Basılmış Türkçe Eserler Kataloğu’dur. Büyük boy, 2.392 sayfalık bu eser; beş cilt ve 151 fasikül hâlinde, 23920 numaraya kadar kitap içeren ana bölüm ile 25554’e kadar uzanan ek bölümden oluşur. Katalogda, 1729’dan itibaren Osmanlı toprakları içinde ve dışında Arap harfleriyle basılmış, çoğunluğu Türkçe kitaplar, risaleler ve tek yapraklık metinler titizlikle kayda geçirilmiştir. Her bir eser bizzat incelenerek; adı, yazarı veya çevireni, boyutları, sayfa ve ek sayfa bilgileri ile basım tarihi (Hicrî–Rumî’den Miladî’ye çevrilmiş şekilde) verilmiş; takma adlar ve kısaltmaların asılları parantez içinde belirtilmiştir.
Özege’nin bibliyografik titizliğini gösteren en dikkat çekici yönlerden biri ise, çoğu katalogda “önemsiz” görülerek dışarıda bırakılan el ilanları, şarkı ve mani sayfaları, destan yaprakları, takvimler, kanunlar, nizamnameler, talimatnameler, muahedenameler, müzayede ilanları, kütüphane ve sergi katalogları, telefon rehberleri, tren tarifeleri, prospektüsler, nota mecmuaları, dernek ve kulüp zabıtları, raporlar, layiha ve her düzeyde ders kitaplarını da kapsam içine almasıdır. Bu yaklaşım, onun kültürel mirası yalnızca “büyük eserlerle” değil, gündelik hayatın basılı hafızasıyla birlikte koruma iradesinin en somut yansımasıdır.
1961 yılında, ömrü boyunca titizlikle bir araya getirdiği ve sayısı 40.000’i aşan değerli kütüphanesini, o dönemde henüz yeni kurulmuş olan Erzurum Atatürk Üniversitesi’ne belirli şartlarla bağışlayan Seyfettin Özege, bu adımıyla kültürel mirasımızın korunmasına kalıcı bir katkı sundu.
Onun yaşamına bakıldığında, 80 yıllık ömrünü kitap, kütüphane, matbuat ve bibliyografya çalışmalarına adayan; bu uğurda ciddi maddi kaynak harcamaktan çekinmeyen idealist bir aydın profili ortaya çıkar. Adeta tek başına yürüttüğü kapsamlı derleme çalışmaları, özellikle Cumhuriyet döneminde Türk yayıncılık, kültür ve kütüphanecilik tarihinde bireysel emeğin en büyük örneklerinden biri olarak öne çıkar. İlme olan derin bağlılığı, bu bağlılığın en somut taşıyıcıları olan kitapları ve diğer yayınları toplama, okuma, inceleme ve nihayetinde gelecek kuşaklara aktarma iradesi, Seyfettin Özege’nin karakterinde en belirgin şekilde görülen niteliklerdir.
Seyfettin Özege, 27 Nisan 1981 Pazartesi günü İstanbul’daki evinde hayata veda etti. Kabri, Merkez Efendi Kozlu Mezarlığı’nda, ardında bıraktığı eşsiz kültürel mirasın sessiz bir tanığı olarak durmaktadır.
İz Bırakanlar Unutulmaz
Seyfettin Özege’yi anlatmak, hayatını kitaplara, ilme ve kültürel mirasa adayan gerçek bir bilgeyi anmaktır. O, bir bibliyograf olmanın ötesinde; sabrı, titizliği ve adanmışlığıyla hem Türk kültür tarihine hem de gelecek kuşaklara hizmet etmiş, adını bibliyografya dünyasının hafızasına kazımış eşsiz bir öncüydü. 27 Nisan 1981’de aramızdan ayrıldığında, geride yalnızca ciltler dolusu eserler değil; bilgiyi koruma iradesi, ilme duyduğu aşk ve kültüre kattığı kalıcı değer kaldı. Onun yaşamı, “fikirde iz bırakanların” aslında hiç unutulmadığının en güçlü kanıtı. Gelecek nesillerin ilhamla anacağı bu kıymetli kültür emekçisine Allah’tan rahmet diliyoruz.
Detaylı bilgi edinmek isteyenler için yazarken oldukça istifade ettiğim makale: Yılmaz, M. (2018). SEYFETTİN ÖZEGE VE KİTABİYAT FELSEFESİ. Ankara Üniversitesi Dil Ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 58(2), 1361-1389.